“Dijital feodalizmden kurtuluşun yolu blokzinciri”

“Blockchain Devrimi” kitabı yazarı ve Blockchain Research Institute kurucularından Don Tapscott’un kaleme aldığı bir makale ile dijital feodalizm kavramını tanımlıyor ve bundan kurtuluşun yolu olarak blokzincirini gösteriyor. Bu makaleniz özetini paylaşıyoruz;

Yirmi yıldan fazla bir süredir dijital feodalizm çağına girdik.

Feodalizm asırlık bir kavramdır. Ortaçağda asiller büyük ölçüde toprağa sahipti. Halk değer yaratmak için toprağı işledi, ancak bu değerin çoğuna asiller tarafından el kondu.

Ortaçağdakinin yerine günümüzde bizim tarafımızdan oluşturulan, ancak sosyal medya şirketleri, arama motorları, çevrimiçi perakendeciler, hükümetler ve bankalar gibi dijital ev sahipleri tarafından elde edilen veriler dijital feodalizmi oluştuyor. “İnternette gezinmek” yerini “internette sürünmek” kavramına bıraktı, interneti kullanan insanlar yaşamlarının en ince detaylarına dair tüm bilgileri geride bırakırken bunlardan çok büyük paraları kazanan teknoloji devleri oluyor bizlerse birkaç kötü lahana ile yetinmek zorunda kalıyoruz.

Bu önemli, çünkü bu veriler yalnızca emeğinizin ürünü değil. Dijital çağda kimliğinizle ilgili şeyler.

Tüm bu veriler “sanal sizi” oluşturuyor. Günlük hayatta bıraktığınız dijital kırıntılar sizden daha çok şey bilen bir ayna görüntüsü oluşturuyor. Muhtemelen onlarca kişisel detay kısmen ezberinizde değildir: ehliyetinizin detayları, kredi kartı numaraları, devlet bilgileri. Ancak bir yıl önce bulunduğunuz konumunuzu, ne satın aldınız veya ne miktarda finansal işlem yaptınızın detaylarını hiç kimse kesin olarak hatırlayamaz. Oysa bu verilerin hepsi bir yerlerde kayıtlı ve birileri bunları kullanıyor.

Ve bu sadece başlangıç. Gelecekte nabzınız, kan basıncınız ve hatta nasıl hissettiğinizle ilgili sayısız diğer gerçek zamanlı veriler de bu dijital kayıtların arasına katılacak ve bundan kaçışınız yok.

Sorun şu ki, sahip olduğunuz sanal size ait değil. Ekonomist Robert J. Shapiro bir keresinde “General Motors’un çelik, kauçuk ve tüm ham madeler için para ödemediğini düşünün. İşte büyük internet şirketleri aynen bunu yapıyor. Bu güzel bir anlaşma” demişti.

Değeri biz yaratıyoruz. Zenginliği onlar kazanıyor. Yine de hakkımız olanı talep etmek yerine, bize sundukları topraklar için onlara teşekkür ediyoruz.

Neden umursamalıyım?

Bu yeni feodalizm türüyle ilgili çok önemli sorunlar var:

  • İlk olarak, kendi verilerimizi hayatlarımızı planlamak için kullanamıyoruz. Erişemeyeceğimiz silolarda depolanıyorlar, ancak Cambridge Analytica gibi üçüncü taraflar genellikle bizim bilgimiz olmadan bunu yapabiliyor.
  • İkincisi, bu üçüncü taraf veri kullanımının hiçbir karşılığını alamıyoruz, üstelik verilerimizi kaybetmeleri veya kötüye kullanmaları durumunda risk ve sorumluluğunun çoğunu üstleniyoruz.
  • Üçüncüsü, bu seçkinler gizliliğimizi işgal ediyor ve gizliliğin özgürlüğün temeli olduğunu söylediğimizde “alışın bu duruma” diyorlar. Bu işin nereye varabileceğine dair güzel bir örnek olarak Çin sosyal kredi notuna göz atabilirsiniz.
  • Dördüncüsü, bu veri varlıklarını para kazanmak için kullanamıyoruz, bu da zenginliklerin ve tüm hoşnutsuzlukların ortaya çıkmasına neden olur.

Köleler artık kızmaya başladılar. Ancak Brexit’ten Trump’a kadar popülizm bir çözüm değil. Avrupa Birliği’nin yeni AB ortak kimlik deposu ışığında en iyi çözüm gibi görünen GDPR bile bir çözüm değil. Tekel karşıtı yasaları ihlal ettiği için Amazon, Facebook ve Google’ın parçalara ayrılmasını gerektiren baş döndürücü bir politika takip etmek hiç değil.

İhtiyacımız olan, veri varlıklarının sahipliğini nasıl tanımladığımız ve bunlara atanacak dijital dünyadaki kimliklerini nasıl kurguladığımız, yönettiğimiz ve koruduğumuz. Bunlar için gerekli olan değişim. Bu kuralları değiştirebilirsek, sonunda her şeyi değiştiririz.

Buna blokzinciri devrimi diyoruz.

Özerk kimlik

Devletler tarafından işletilen internet tabanlı sistemler sorunludur. Son on yılda, 1,44 milyar insanın verilerini açığa çıkaran en az 48 devlet veri tabanı ihlal edildi – ve bu sayı devlet tarafından yönetilen sağlık hizmetleri ve eğitim kayıtlarına yönelik izinsiz erişimleri içermiyor. Bankaların, telekom şirketlerinin ve teknoloji firmalarının kullanarak bizi denetlemek için kullandıkları verilere erişimi dondurmak, seçmen kayıtlarımızı veya diğer bilgilerimizi silmek için sistem yöneticilerine bağımlıyız.

Bu kurum merkezli sistemler hakkında hiçbir şey vatandaş dostu değil. Yoksullara, kırsal alanlarda yaşayanlara, evsizlere, mahpuslara ve emekçilere karşı ayrımcılık yapıyorlar. Özellikle Suriyeli mülteciler, devlet temelli kimlik krizine dikkat çekiyor.

Hükümet kaynaklı ve onaylanmış bir kimliğin gerçekliği hem idari hem de felsefi olarak savunulamaz. Neden herhangi bir hükümet biz olduğumuza dair basit mührü dikkate alsın? Kendi kimliklerimizi oluşturmak için harekete geçmeliyiz.

İhtiyacımız olan, herhangi bir merkezi yapı tarafından yönetilemeyen ve dünyanın herhangi bir yerinde, herhangi bir bağlamda, şahsen ve çevrimiçi olarak kullanılabilen, özerk ve devredilemez bir dijital kimlik.

Bunu nasıl başarabileceğimize dair birkaç örnek;

Önce kimlikleri koruyan, insanlar arasında dağıtabilen ve sürdürülebilir bir modele ihtiyacımız var. Bu herkesin kendi kimliklerini yönetme, mahremiyetlerini koruma, erişme (ve başkalarına erişmelerine izin verme) ve kendi verilerinden para kazanma ve korumaya ilişkin kuralların oluşturulmasına izin verebilir.

Blokzinciri alanındaki birçok kimlik projesi bu yapı ve yetenekleri sağlamak için çalışıyor.

Blockstack, Delaware’de halka açık bir şirket ve açık kaynaklı kimlik çözümünde bitcoin blokzincirini kullanıyor. Blockstack kullanıcıları, kullanıcı profillerinin ve uygulama verilerinin konumunu belirleyebiliyor. Blockstack’ın bitcoin blokzincirinde kaydedilen kimlik bilgileri üzerinde hiçbir kontrolü yok.

Civic, San Francisco merkezli kâr amacı gütmeyen bir şirket ve ethereum tabanlı bir platform aracılığıyla kimlik doğrulama çözümü sunuyor. Kimlikler diğer kullanıcılar, bankalar, hükümetler ve üniversiteler gibi doğrulayıcılardan doğrulanabilir veriler toplanarak oluşturuluyor, ancak bir üçüncü bir taraf kullanıcı hakkında bir şeyler öğrenmek istediğinde, kullanıcı ne kadar veri paylaşacağına karar verebiliyor.

Sovrin, Utah merkezli kâr amacı gütmeyen Evernym tarafından yönetilen ve Hyperledger Indy’e dayanan dağıtılmış bir defter üzerinde çalışan bir kimlik platformu. Yapıyı oluşturan düğümler, Sovrin Vakfı Mütevelli Heyeti tarafından onaylanan bankalar, kolejler, hükümetler ve sivil toplum kuruluşları gibi güvenilir kuruluşlar. Kullanıcılar Me Cüzdan uygulaması ile kimlik verilerini şifreli bir şekilde koruyabiliyorlar ve yönetebiliyorlar.

uPort, Ethereum ağı üzerine inşa edilmiş bir çözüm ve kâr amacı gütmeyen ConsenSys tarafından finanse ediliyor. Kullanıcıların, ERC-1056 ethereum kimlik standardını temel alan bir ademi merkeziyetçi kimlik (DID) oluşturmalarını sağlıyor. Uygulama, servis sağlayıcılar ve istemci uygulamaları arasında taşınabilir olan anahtarlar, kimlikleri ve doğrulamaları yönetiyor.

Sahiplerimizden kurtulmak

Nihai çözüm, herhangi bir şirketten, hükümetten veya diğer üçüncü şahıslardan bağımsız olarak oluşturulmalı ve aracıların, yöneticilerin veya siyasi partilerin müdahale riskine maruz kalmamalıdır. Aynı zamanda bu kurumlara karşı değil, bu kurumlarla birlikte çalışmalıdır. Bu geçiş zaman alacak. Kuruluşlardan, verileri tutanların güvenini yeniden oluşturmak için en az üç eylemde bulunmalarını bekliyoruz.

Birincisi yönetişimi içerir. Birçok büyük şirket ve devlet kurumu, maddi varlıkları için güçlü yönetişim mekanizmalarına sahiptir, ancak bilgi varlıklarının gerçekten zayıf yönetişimi vardır. Şirketler verilerini temel alan karar haklarını tanımlamalı ve çalışanların verileri nasıl kullandıklarını açıklayan bir sorumluluk çerçevesi geliştirmelidir.

İkincisi, müşteri verilerini toplayan ve depolayan uygulamaların sonlandırılmasını içerir. Bu, bu büyük müşteri veritabanlarını tamamen tahrip etmeyi (dosyaları ve kayıtları müşterilere iade ettikten sonra) ya da bu verileri IPFS gibi dağıtılmış depolama sistemlerine geçirmeyi ve ardından kontrolü müşterilere aktarmayı içerebilir.

Üçüncüsü, yeni bir temel yetkinliğin geliştirilmesini içerir: dağınık şekilde ele alınan ve çok sayıda insandan kiralanan anonimleştirilmiş büyük veri kümeleriyle çalışma yeteneği.

Bu yeni mahremiyet ve kimlik yönetimi yaklaşımları insanlara kimliklerini, varlıklarını ve yaşarken ürettikleri verileri sahiplenmelerini sağlar. Kendi kendine egemen kimlik, dijital ekonomi için yeni bir sosyal sözleşmenin dayanaklarından biridir ve daha açık, kapsayıcı ve özel bir ekonomiye dönüşümü için kritik öneme sahip olacaktır.

Bazı verilerimize erişimden daha fazlasına ihtiyacımız var. Ona sahip olmalıyız.

Bu yazı ilk olarak Dan Tapscott tarafından Quartz sitesinde yayınlanmıştır ve özetlenerek BCTR okuyucularına aktarılmıştır.