Tüm teknolojilerde olduğu gibi blokzinciri üzerinde gerçekleşen çalışmaların derinleşmesi ve gelişmesiyle, teknolojinin sunduğu avantajlar ve kısıtlar daha net bir şekilde ortaya çıkıyor. Doğasında merkeziyetsizlik (decentralization) ve ekosistem olgusunu taşıyan blokzincirinin yaygınlaşmasındaki en önemli yol, kuşkusuz yeni iş modellerinin kurgulanarak hayatımıza girmesi.

Genellikle internete benzetilmekle beraber blokzinciri aslında, internet gibi tekil bir iletişim protokolü değil. Pek çok blokzinciri protokolü ve bunlara bağlı birbirinden bağımsız platformlar var. Bitcoin, Ethereum, Ripple, Hyperledger, Quorum… üstelik bu platformlardan bazıları halka açık (public) yapıda bazıları ise özel (private) ağlar. Diğer yandan Ethereum, Hyperledger, Quorum ve benzeri altyapılar bütünüyle birbirinden bağımsız farklı projeler geliştirmek için de kullanılabiliyor.

Haliyle bir blokzinciri platformu üzerinde çalışan bir uygulama, platform bağımlı hale gelerek bir diğer blokzinciri platformu üzerindeki bilgilere erişemiyor. Blokzinciri teknolojisinin tamamen benimsenmesinin ve yeni iş modelleri oluşturulmasının önündeki en büyük engellerden biri, birlikte çalışabilirlik eksikliği olarak görülüyor. Bu problemi daha basit bir dille anlatmak için sizleri kişisel bilgisayarların hayatımıza girdiği ilk yıllara götüreceğim. O dönemde üç bağımsız işletim sistemi yaygınlaşmıştı. Ofis işleri için işletmeler daha çok Microsoft’un DOS işletim sistemini kullanırken, baskı ve tasarım işleri için Macintosh işletim sistemi kullanılıyordu. Büyük işlem kapasiteli backoffice işlemleri için ise IBM’in Mainframeleri tercih ediliyordu. Ancak bu üç farklı işletim sistemi arasında bir standardın olmaması, bir arada kullanılmalarını verimli sonuçlar sağlayabileceği istisnasız tüm alanlarda, işlerin olması gerektiğinden daha uzun bir sürede tamamlanmasına sebep oluyordu.

Bugün blokzinciri platformlarına baktığımızda benzer bir tablo görüyoruz. Birbirlerinden farklı amaçlarla ortaya çıkan blokzincir platformları birer adacık şeklinde konumlanmış durumda. Birlikte çalışabilirlik özelliği sayesinde bu adacıklar arasında köprüler ve hatta tüm adacıkları kapsayan daha büyük protokollere ihtiyaç duyulması kaçınılmaz.

Birlikte çalışabilirlik probleminin çözümüne giden yol ise kullanmayı çok sevdiğim bir çalışma prensibi olan “rekaberlik” kavramından geçiyor. Blokzinciri felsefesinin de getirdiği şeffaflık ve paylaşımcılık gibi avantajlar sayesinde öncü blokzinciri şirketleri, geleceğin blokzinciri tabanlı özgür internetini oluşturmak için çalışmalara başladı. Mayıs ayının ilk haftasında gerçekleşen ReadyLayer.One adlı online etkinlikte, birbirinden farklı amaçlara hizmet eden blokzincir şirketleri bir araya gelerek blokzincirinde birlikte çalışabilirlik konusunu birçok kullanım alanı perspektifinden ele alarak tartışmaya açtılar.

Peki, tüm blokzinciri ağlarının birbiri ile konuşması mümkün mü? Blokzinciri ağlarında birlikte çalışabilirlik sağlanabilir mi? Gerçek hayatta şirketlerin ve kurumların birlikte çalışma dinamikleri ile dijital dünyadakiler arasında benzerlikler var mı? Tüm bu konuları BCTR YouTube kanalında T2 Yazılım kurucu ortağı Mustafa Sakalsız ile birlikte değerlendirdiğimiz videoda cevapları bulabilirsiniz.

Yazar: Dr. Soner Canko

BCTR Online Etkinlik: Blokzinciri ve Birlikte Çalışabilirlik